Hz. Peygamberin terk etmediği sünnet İTİKÂF…
Dr. Zeki Uyanık

Hz. Peygamberin terk etmediği sünnet İTİKÂF…

Bu içerik 193 kez okundu.

Hz. Peygamberin terk etmediği sünnet İTİKÂF…

      Dini bir kavram olarak itikaf, bir mescitte belirli kurallara uyarak ibadet niyetiyle kalmak demektir.

      İtikâfın meşruiyeti Kur’an ve sünnetle sabittir. Orucu tarif ettiği ayetin sonunda Allah Teala mealen şöyle buyurmaktadır:

“…Mescitlerde itikâf halinde iken eşlerinizle birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Onlara yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar, belki sakınırlar.” (Bakara, 2/187)

      Hz. Peygamber de Medine’ye hicretinden sonra vefat edinceye kadar her yıl Ramazanın son on gününde itikâfa girmiştir. Bunu da bize tavsiye etmiştir.

     İtikaf, İslam inancının üzerinde durduğu hassasiyetlerden ve tavsiyelerden birisidir. Zira “kişinin Allah’a tam bir teslimiyet içerisinde ibadet ve kullukta bulunmak amacıyla zamanının belirli bir kısmını ayırması ve bu esnada meşru bile olsa her türlü nefsanî ve şehevî arzulardan uzak durması kişinin manen olgunlaşması için önemli vesilelerden biridir.

      Dinî duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde yaşandığı, mümkün olduğu ölçüde maddî ilgilerden uzaklaşarak yüce yaratıcıya yönelinen bir ortam insana derin bir manevî ufuk ve imkân sunmaktadır ki itikâf da bunu bize sağlayan en güzel ibadetlerden birisidir.

     Ramazanın son on gününde itikâfa girmek sünnet-i müekkede'dir.  İtikâfın şartları, niyet etmek, oruçlu olmak, itikâfı beş vakit cemaatle kılınan camide yapmak ve kadının ayhalî ve lohusa halinde olmamasıdır. Kadın, camide değil, evinde namaz kıldığı odada itikâf yapar.

 

İtikâfın adabı:

1. Camilerin en faziletlisinde ve Ramazanın son on gününde itikâfa girmek.

2. İtikâf esnasında sadece hayırlı şeyler konuşmak.

3. Kur'an okumak, hadis-i şerif, peygamberlerin hayatına ait kitaplar okumak.

4. Temiz elbise giymek, güzel koku sürünmek. İtikâfa giren kimse camide yer, içer, uyur ve lâzım olan şeyleri camide alır. Bunlar için dışarı çıkarsa itikâfı bozulur.

      Tuvalete gitmek, abdest almak ve gerekli ise gusül yapmak gibi tabiî ihtiyaçları için camiden dışarı çıkar. Cuma namazı aynı yerde değil de başka yerde kılınıyorsa cuma için bulunduğu yerden çıkıp oraya gidebilir. Cenaze namazı için dışarı çıkamaz.

      Kendisine ve malına bir zarar geleceği korkusu ile ve zorla camiden çıkarılması durumunda başka bir camiye geçmek üzere camiden çıkabilir.

      Bu zorunlu haller dışında camiden çıkarsa itikâfı bozulur. İtikâfda olan kimsenin eşi ile cinsel ilişkide bulunması itikâfını bozar. İhtilâm olmak (uyku halinde cünüplük meydana gelmesi) itikâfı bozmaz.

     İtikâfa giren kimse hayırlı ve iyi işler söylemeli, kötü sözlerden sakınmalıdır.

     İhlas ile itikâf yapan mü'min, bir süre dünya işlerinden ayrılarak Allah'a yönelir. Düşmanı olan şeytanın şerrinden Allah’a sığınmış, camide onun sonsuz rahmetine iltica etmiş olur.     

     İtikafın bu güzelliğine binaen Peygamber Efendimiz, vefat edinceye kadar Ramazanın son on günü itikâfa devam etmişlerdir.

 

 

 

Soru ve Cevaplar

Ramazanda Televizyondan Kur’an-ı Kerimi abdestsiz okumak caiz mi?
    
Abdest başlı başına amaç olan bir ibadet değildir. Belli ibadetleri yerine getirmeyi mubah kılan, kulun bu ibadetlere manen ve ruhen hazırlanmasına ve bu ibadetlerden azami verim elde etmesine yardımcı olan vasıta bir ibadettir.

      Abdestsiz olan kimsenin Kabeyi tavaf etmesi, Kur’an’a dokunması, onu elle tutması caiz görülmez.( Beyhaki, Sünen, I, 87-88) Abdestsiz kimsenin mushafa sadece bakarak yada ezberden Kur’an okuması caiz görülmüştür. Ancak mümin’in Kur’an okurken abdestli olması, hatta hayatının her safhasında abdestli olması hem Kur’an’ın bereketinden istifade etmesi, hem de maddeten ve ruhen kötülüklerden arınıp, yapmış olduğu güzel amellerden azami ölçüde verim elde etmesi açısından önemlidir.   

      Dolayısıyla Televizyondan Kur’an okurken abdestli olmak güzel ve hayırlı bir davranıştır. Ancak abdest olmadan da televizyondan kur’an-ı okumak ya da dinlemek caizdir. Çünkü abdestsiz de olsa kişi televizyonda kur’ana dokunamıyor. Onun için kur’ana dokunulmadığından televizyondan kuran okumak caizdir.

 

Geçmiş yıllarda zekatı verilmeyen malın zekatı nasıl hesaplanır?

    Zekât, fakirlerin, zenginlerin malındaki hakkıdır. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: “Mallarında, muhtaç ve yoksular için bir hak vardır.” (Zâriyât, 51/19)

      Kişinin vermediği zekâtlar, zimmetinde borç olarak kalmaya devam eder. Onun için kişi bu hakkı geçmişe dönük olarak vermelidir.

     Buna göre kişi faraza altının üç yıldır zekâtını vermemişse, geriye dönük olarak altınını hesaplayacak ve üç yıllık zekatını verecek.

      Zekatın bu hesabını ise şöyle yapar: Elindeki altının tamamı 100 gr kabul edilirse ilk yıl için bunun kırkta biri olan 2,5 gr; ikinci yıl için kalan 97,5 gramın kırkta biri olan 2,43 gr; üçüncü yıl için de 95,07 gramın kırkta biri olan 2,37 gr altını zekât olarak verir.

     Ödeme anında zekâtı altın olarak vermek caiz olduğu gibi günün fiyatı üzerinden paraya da çevirmek caizdir.

 

Ramazanda oruçlu iken gündüzü uyuyarak geçirmenin oruca zararı var mıdır?

 

       Oruç, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, ibadet niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Orucun sahih/geçerli olması için, “oruç tutmaya niyet etmiş ve orucu bozacak şeylerden kaçınmış olmak” şarttır.

      Gündüzleri az veya çok uyumak, orucun sıhhatine zarar vermez. Orucun vereceği sıkıntılardan uzak kalmak ve onları hissetmemek kasdıyla, gerekli olmadığı halde ramazan günlerinde uzun süreli uyumanın, orucun hikmetiyle bağdaşmayacağı da unutulmamalıdır. Ancak hiçbir şekilde uyumak oruca zarar vermez.

 

Amca, hala, teyze gibi akrabalara zekat vermek caiz mi?

     Zekatı verecek kimse, kendi akrabaları olan anası, babası, dedesi, ninesi, çocukları ve torunlarına veremez. Aynı şekilde hanımına da zekat veremez. Çünkü akrabalarına bakma yükümlülüğü söz konusudur.

      Fakat bunların dışında kalan amca, hala, teyze, dayı gibi akrabalara ve bunların çocuklarına zekat vermesinde bir sakınca yoktur.

 

Günün Ayeti

Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar.

(Bakara Suresi 187)

 

Günün Hadisi

“Savaşta sizden birinizi koruyan bir kalkan gibi oruç da cehennemden koruyan bir kalkandır, ateşe karşı bir siperdir.”

(Buharı, Savm, 2)

 

Günün Sözü

Gıybet ederek insanların etini yemeyi sürdürenler gerçek anlamda oruç tutmuş olamazlar.

Hz. Muhammed

 

Günün Duası

Allah’ım geçmişte işlemiş olduğumuz bütün günahlarımızı kıldığımız namaz ve tuttuğumuz oruçların hürmetine bağışla ve razı olduğun kullarından eyle.

 

Ramazan Kavramları

Ehl-i Sünnet Nedir:

İslam dinini anlama ve yaşamada Kur’an-ı Kerim  ve Hz. Muhammed'in sünnetini rehber edinen ve sahâbenin yolunu izleyen demektir.

 

Günün Nüktesi

Bir ibadet tavsiye et…

      Ebu Hüreyre anlatıyor: “Bir gün Peygamberimize bir bedevi gelerek: -Ey Allah’ın Resulü, bana bir ibadet tavsiye ediniz ki, ben onu yapınca cennete gireyim” dedi.

      Peygamberimiz: -Allah’a ibadet edersen ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsan, farz olan beş vakit namazını kılar, farz olan zekatı verir ve Ramazan orucunu tutarsan cennete girersin” buyurdu.

       Bedevi bunları eksiksiz yapacağım deyince bunun üzerine Efendimiz: “Kim bir cennetlik görmek isterse şu temiz simaya baksın.” Buyurdu.

 

 

Ramazan Manileri

Uyumasın gözümüz
Doğru olsun sözümüz
Her iki cihanda da
Ak olmalı yüzümüz.

 

Sâlih olan seçilir
Gök kapısı açılır.
Oruçlunun üstüne
Ne rahmetler saçılır.

 

Adana Camileri

Yağ Camiî

adana yağ cami ile ilgili görsel sonucu

http://wowturkey.com/tr181/k_ahmetersungur_yag_camii_2007.jpg

  Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Yağ Caminin asıl adı Eski Camii olarak geçmektedir. Daha sonra caminin kapısında yağ satıldığı için adı yağ cami olarak değişmiştir. Caminin hemen yanında bir medrese ve külliye bulunmaktadır.

     Ramazanoğlu Halil Beyin emriyle 1501 yılında kiliseden camiye çevrilen mabede daha sonra Piri Paşa tarafından medrese yaptırılmıştır. 1525 yılında ise caminin minaresi yapılmıştır. Caminin mimarisi dikdörtgen şeklinde olup camiye açılan üç kapı bulunmaktadır. Yağ Cami, Adana’da bulunan tarihi eserler kategorisinde önemli bir yere sahiptir.
     Yağ cami eskiden medrese olarak da kullanıldığı için içerisinde öğrencilerin kalması için küçük odalar mevcuttur.

     Tarihi boyunca geçirdiği onarımların en sonunu 1998 yılındaki Adana depreminden sonra aldığı hasardan dolayı bir kez daha görmüş. Yağ cami yeniçağa ayak uydurabilmiş hala ayakta kalmayı başarabilmiş nadir tarihi eserler arasındadır.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Miniklerden büyüleyici yılsonu etkinliği
Miniklerden büyüleyici yılsonu etkinliği
Güler:  Suda yüzde 30 indirim kararı   bir an önce hayata geçirilmeli
Güler: Suda yüzde 30 indirim kararı bir an önce hayata geçirilmeli