hediye patlayan kutu

Kur’an-ı Kerimi okurken anlamını bilmek zorunda mıyız?
Dr. Zeki Uyanık

Kur’an-ı Kerimi okurken anlamını bilmek zorunda mıyız?

Bu içerik 296 kez okundu.

Kur’an-ı Kerimi okurken anlamını bilmek zorunda mıyız?

     Kur'an-ı Kerim Arapça indirilmiştir. Bu dile vakıf olmayanlar da bu yüce kitabı okumak, öğrenmek ve yolunda yürümekle mükelleftir. Dolayısıyla kişi Kur’anı okurken anlamını bilerek okursa tabi ki hayrı daha fazla olur. Aynı şekilde her Müslüman’ın da bu yüce kitabı anlayarak okuması temenni edilir. Ancak her insan bu dile ve bilgiye sahip olamayabilir. Sahip olamadığından dolayı da bu kitabı okumaktan mahrum kalması düşünülemez.

      Kişinin Kur’an-ı Kerim’in anlamını bilmese dahi onu okuması sevaptır. Hatta her bir harfinden dolayı okuduğu için Müslüman’a on sevap yazıldığını sevgili Peygamberimizi müjdelemektedir.

      Ayrıca müslüman kimse kalplere şifa olan Kur’an-ı Kerimi Arapça orijinalinden okuyamıyorsa da en azından mealini ve tefsirini okuyarak ayetlerinin ne anlama geldiğini öğrenmelidir. 

 

Kur'an-ı Kerim'i okumanın ne kadar sevabı var?

         Sevgili Peygamberimiz veciz bir sözünde yapılan hayırlı ve güzel işlerin yedi yüz sevaba kadar mükafat görebileceğini bildirmektedir.

         Kur'an-ı Kerim'i de okumak hayırlı ve güzel bir iş olduğundan sevabı olduğu muhakkaktır.

Bu okumanın mükafatı olarak efendimizin bildirdiğine göre her bir harf için on sevap yazılma ve on günah silme vardır.

         Evrensel kitap Kur'an-ı okumak güzel bir fiil ve dinen sevaba nail olma olduğu gibi Kur'an insana bir ışık, kalbe şifa, düşünmeye bir katkıdır.

İmkanımız dahilinde bu güzel kitabı anlamak ve sevabına nail olmak için okumalıyız.

 

Kur'an-ı Kerim'in diğer kitaplardan farklı olan özellikleri nelerdir?

   Kur’an-ı  Kerim, alemlere rahmet vesilesi olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed’e Allah tarafından gönderilen kutsal son hak ve evrensel kitaptır. Kur'an-ı Kerim'i diğer ilâhi kitaplardan ayıran birçok özellikler vardır.

     Bu özelliklerin başlıcalar şunlardır:

1- Kur'an-ı Kerim Peygamberimize indiği gibi hiç bir değişikliğe uğramadan bize kadar gelmiştir. Kıyamete kadar da bozulmadan devam edecektir. Öteki kutsal kitaplardan bazıları tamamen kaybolmuş, bazıları da birçok değişikliklere uğrayarak bozulmuş ve hiçbiri Allah'tan gönderildiği gibi muhafaza edilememiştir.

     Allah’u Teala, Kur'an-ı Kerim'i koruyacağını kimsenin Kur’an-ı Kerimi tahrif edemeyeceğini ve buna gücü yetmeyeceğini bu ayeti kerime ile bizlere bildirmiştir.

 "Kur'an-ı sana Biz indirdik, onun koruyucusu da Biziz". (Hicr sûresi, 9)

      Gerçekten de Allah, kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'i günümüze kadar korudu, kıyamete kadar da koruyacaktır.

2-Kur'an-ı Kerim toplu olarak değil, zamana ve olaylara göre ayetler ve sûreler halinde parça parça inmiştir. Bu durum, onun kolayca ezberlenmesini ve anlaşılmasını sağlamıştır.

3- Kur'an-ı Kerim, son ilahî kitaptır. Ondan sonra başka kitap gelmeyecektir. Kur'an'ın hükümleri kıyamete kadar geçerli olacak değişmeyecektir. Önceki kitaplar ise belirli bir zaman için gönderilmişti.

4- Kur'an-ı Kerim, bütün insanlığa gönderilen bir kitaptır. Her asrın ihtiyaçlarını karşılayacak hakikat ve hikmetlerle doludur.

 

İslam’da ilk ezanı kim okumuştur?

       Namaz Mekke döneminde farz kılınmakla birlikte, ezan hicretten sonra uygulamaya konulmuştur. Medine’ye hicretten sonra, Mescid-i Nebevî’nin inşası tamamlanıp düzenli bir şekilde cemaatle namaz kılınmaya başlanınca, Hz. Peygamber vakitlerin girdiğini duyurmak için ne yapılabileceğini arkadaşlarıyla görüşmüş, o esnada Hz. Peygamber’e vahiyle, ayrıca sayıları yirmiye kadar ulaşan sahabeye rüyalarında bugünkü ezanın şekli öğretilmiştir. Bu ezanı da ilk defa Hz. Bilal el- Habeşi okumuştur. Yani ezan, Hz. Bilal tarafından sabah namazında, yüksekçe bir evin damında okunarak uygulamaya konulmuştur.

    Ezan, Müslümanlığın şiarı haline gelmiş müekked bir sünnettir. Ezan aracılığıyla halka hem namaz vaktinin girdiği ilan edilmekte, hem de Allah’ın büyüklüğü, Peygamberimizin O’nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtuluş yolu olduğu ilan edilmektedir.

 

Günün Ayeti

Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.

 

Günün Hadis-i

Cennette İyi kullar için hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insanın kalbinden geçmeyen şeyler hazırlandı.

 

Günün Sözü

Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır."

Golti

 

Günün Duası

Ya rabbi bugün hakkımda hayırlı olmayan hiçbir işi bana nasip etme.

 

Bunları biliyor muyuz?

Cem’l’- Kur’an ne demektir?

      Kur'ân'ın toplanması, mushaf hâline getirilmesi demektir. Hz. Peygamber 'e inen âyetler; ince ve yassı taşlara, kaburga kemiklerine, derilere, kağıtlara, hurma dallarına vb. şeylere yazılıyor ve muhafaza ediliyordu. Âyetler, inmeye devam ettiği için Peygamberin sağlığında Kur'ân, mushaf haline getirilmemişti.

      Hz Peygamber'in vefatından altı ay sonra, Yemâme savaşında birçok hâfızın şehit olması üzerine Hz. Ömer'in teşvikiyle Halife Hz. Ebû Bekir, Kur'ân-ı mushaf haline getirme kararı aldı ve bu görevi, Peygamberin Kur'ân'ı vahiy meleği Cebrail'e son okuyuşunda hazır bulunan, vahiy kâtibi ve hâfız olan Zeyd ibn Sabit'e verdi. Zeyd, titiz bir çalışma ile Kur'ân'ı mushaf haline getirdi ve halifeye teslim etti.

       Bu mushaf, Hz. Osman zamanında yine Zeyd ibn Sabit'in başkanlığında Abdullah ibn Zübeyr, Sâid ibn As ve Abdurrahman ibn Hâris'den oluşan bir komisyon tarafından çoğaltıldı. Yeryüzündeki bütün mushaflar, bu ilk mushafların aynıdır.

 

Günün Nüktesi

Hz. Zülkarneyn ve Hükümdar

       Zülkarneyn, ölüm endişesi ve nefs engelini aşmaya çalışan bir kavme uğradı. Oradaki insanların elinde dünya serveti namına bir şey yoktu. Rızıklarını sebzeden temin ederlerdi. Sebzelerini korumakta çok ihtimam gösterirlerdi. Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, hergün mezarını temizler ve ibadetlerini burada yapardı. Zülkarneyn, bunların hükümdarlarını çağırttı. Hükümdar:

 "Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanıma gelir." dedi.

 Zülkarneyn, bu söz üzerine hükümdarın yanına giderek:

"Ben seni davet ettim, niye gelmedin?" dedi.

Hükümdar:

 "Sana bir ihtiyacım yok, olsa gelirdim." cevabını verdi.

Bunun üzerine Zülkarneyn:

"Bu haliniz nedir? Sizdeki bu hali kimsede görmedim." deyince hükümdar:

 "Evet biz altın ve gümüşe kıymet vermiyoruz. Çünkü baktık ki, bunlardan bir miktar, bir kimsenin eline geçerse, bu sefer daha fazlasını isteyecek ve huzuru bozulacak. Onun için dünyalık peşinde değiliz." dedi.

Zülkarneyn:

"Bu mezar nedir? Neden bunları kazıyor ve ibadetlerinizi burada yapıyorsunuz?" diye sordu.

Hükümdar:

"Dünyalık peşinde koşmamak için bunu böyle yaptık. Mezarları görüp de oraya gireceğimizi hatırlayınca, her şeyden vazgeçeriz." dedi.

Zülkarneyn:

"Niçin sebzeden başka yiyeceğiniz yoktur? Hayvan yetiştirseniz, sütünden, etinden istifade etseniz olmaz mı?" dedi.

Hükümdar:

 "Midelerimizin canlı hayvanlara mezar olmasını istemedik. Bitkilerle geçimimizi sağlıyoruz. Zaten boğazdan aşağı geçtikten sonra hiç birinin tadını alamayız." diye cevap verdi.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
TSYD’den Ekici’ye ödül
TSYD’den Ekici’ye ödül
Karalar;  “Suyu iki aşamada indirelim”
Karalar; “Suyu iki aşamada indirelim”