Niçin mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır denmiştir?
Dr. Zeki Uyanık

Niçin mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır denmiştir?

Bu içerik 75 kez okundu.
Reklam

Bu söz, yanlış kullanılmaktadır. Şöyle ki: Bu söz, bir mürşide bağlanmayı ifade eder. İnsan o sınırlı aklıyla gerçekler alemini bütünüyle kavrayamaz. Kendisinin bir yaratıcısı olduğunu bilse bile, o yaratıcının kendisinden neler istediğini, emir ve yasaklarının neler olduğunu, önündeki ölüm yolculuğunun ötesinde ne gibi alemler bulunduğunu, hangi halleri, fiillerin ve sözlerin onu cennete, hangilerin cehenneme götüreceğini bilemeyebilir.

          Bu noktada Kur’an’ın ve o ilâhî emirleri insanlara tebliğ eden Resulullah’ın irşadına muhtaçtır.  “Âlimler peygamberlerin varisleridir” hadisinin hükmünce, âlimler mürşittirler. Onlara uymayıp derslerini dinlemeyen bir kişi, hocadan uzak duran bir öğrenciye benzer. Bu öğrencinin cahil kalması ve kötü yollara düşmesi kaçınılmazdır.
         Nefsin terbiye edilmesi ve kalbin tasfiyesi yani bütün kötülüklerden ar
ındırılması için de büyük mürşitlerin keşfe dayalı olarak ortaya koydukları bir takım esaslar vardır.          

         Bir kişi o büyük zatları dikkate almadan bu yola kendi başına girdiği taktirde bir takım yanlışlıklar yapabilir ve kendisine bilmeyerek zarar verebilir.

         Yukarıdaki sözü, cehalet,  gibi tehlikeli sonuçlardan kurtulmak için “insanın kendi aklına güvenerek yalnız başına hareket etmekten kaçınması, alimlerin ve mürşitlerin tavsiyelerine uyması” gerektiği şeklinde anlamak lazımdır. Yoksa, bu ifadeyi “İlla bir tarikat şeyhine bağlanmak lazım. Yoksa, şeyhin şeytandır” şeklinde kullanmak yanlış olur.

 

Ahiret gününde amel defterini sağ taraftan alan kimse cennete mi girecek?

          Ahiret gününde insanlar hesaplarının görülmesi için toplandıktan sonra, kendilerine dünyada iken yaptıkları işlerin yazılı bulunduğu amel defterleri dağıtılır. Kirâmen Kâtibîn adı verilen melekler tarafından yazılan bu defterler hakkında Kur'an'da şöyle buyurulur: "Kitap ortaya konmuştur. Suçluların onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. Vay halimize derler, bu nasıl kitapmış. Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez" (el-Kehf 18/49).

         Amel defterleri cennetliklere sağdan, cehennemliklere soldan veya arkadan verilir. Defteri sağdan verilenlere "ashâb-ı yemîn", soldan veya arkadan verilenlere "ashâb-ı şimâl" adı verilir. Defterin sağdan verilmesi bir müjde, soldan verilmesi ise azabın habercisidir. Yani kitabını sağdan alanlar cennete soldan alanlar ise cehenneme gideceklerdir.

 

Domuz etinin haram kılınma sebebi nedir?

    Haramlar ve helâller için birçok hikmet ve maslahat sıralanabilir şüphesiz. Allah domuz etini açıkça haram kılmıştır. Bu yasaklamanın hikmeti araştırıldığında domuz etinin pis olduğu, kirli ve atık maddelerle beslendiği, etinde kaynatmayla ölmeyen tenya bulunduğu, dişisine karşı kıskanç olmadığı vs. gibi bir çok hikmet bulunabilir. Fakat bir mü’min için hikmet değil, illet önemlidir. Yani domuz eti haram diye ondan uzak durmaktır. 

      Kıskançlık duygusu insanlar için söz konusudur. Bununla beraber, domuz etinin kıskançlığı öldürmesi bir vakıa olabilir. Fakat domuz etinin sadece kıskanç olmaması nedeniyle haram kılındığını söylemek yeterli bir gerekçe teşkil etmez. Bu birçok gerekçelerden sadece bir tanesi olabilir. Öyleyse tüm gerekçeleri bir yana bırakıp illetle yetinmek, yani sadece Allah’ın yasaklamış olduğu gerçeğini kâfi görmek en doğru olanıdır

 

 

Günah olan bir iş için yolculuğa çıkan kişinin namazlarını kısaltması caiz mi?

       Hanefîlere göre, yolcunun namazları kısaltarak kılması vacip ve aynı zamanda azimettir. Yolcunun bilerek iki rekattan fazla kılması mekruhtur. Şafiî ve Hanbelîlere göre ise yolculukta namazları kısaltarak kılmak, muhayyer olmak üzere sünnettir.

       Hanefi mezhebine göre yolculuk ister ibadet için, ister mubah veya masiyet bulunan bir amaçla olsun, her türlü yolculuk sırasında namazları kısaltmak caizdir. Meselâ; yol kesmek, meşru olmayan bir iş yapmak veya başka bir haram işlemek için yolculuk yapan kimse de ruhsatlarından yararlanır. Zira bu konudaki nasslar bunun ifadesidir; "Yeryüzünde yürüdüğünüz zaman sizin için namazları kısaltmanızda bir sakınca yoktur" (en-Nîsa, 4/104) âyetinde yolculuğun meşrû veya gayri meşrû olması arasında bir ayırım yapılmamıştır.

       Şafiilere göre ise; yol kesmek, şarap ve haram şeylerin ticaretini yapmak gibi Allah'a isyanın söz konusu olduğu yolculuklarda, sefere mahsus olan namazların kısaltılması, birleştirilmesi dinen caiz değildir. Çünkü, bu kişi Allah'a isyan için yolculuk yapmış sayılır. Bu konudaki kaide şudur:

       "Ruhsatlar masiyet ve kötülük işlemeye dayanak yapılamaz". Yine Allah Teâlâ darda kalana ölü hayvan etini yemeyi "haddi aşmama ve Allah'a isyanda bulunmama" şartına bağlamıştır (el-Bakara, 2/173). Bu durumda ruhsatlar günah ve kötülük işlemeye dayanak yapılamaz.

 

Günün Ayeti

Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.

 

Günün Hadisi

Pehlivan, herkesi yenen kimse değildir. Pehlivan ancak öfke zamanında kendini tutan kimsedir.

 

Günün Sözü

Üç şey sürekli kalmaz ticaretsiz mal, tekrarsız bilgi, cesaretsiz iktidar.

Sadi

 

Günün Duası

Allah’ım benim dünyaya gelme vesilem olan anne ve babamı bağışla cennetine koy.

 

Bunları biliyor muyuz?

Amel defteri nedir?

    İnsanların dünyada kabul ettikleri inançlarla, yaptıkları işlerin kaydedildiği ve âhirette kendilerine takdim edileceği bildirilen deftere (veya kitaba) verilen addır.

Günün Nüktesi

 

 

Günün Nüktesi

Şimdi top devridir

 Yavuz Sultan Selim, Mısır'ı aldığından esir düşen kumandanlardan Kurtbay'ı huzuruna getirttir.

Kurtbay'a:

- Kurtbay, yiğtlik ve cesaretine cidden hayran oldum. Sinanıma ve orduma yaptığını da biliyorum. Lakin imdi senin şecaat ve cesaretin neye yaradı. akibet memleketinizi kaybettiniz. O bahadırhane saldırışlar ne oldu? Ol şecaat kandedür, dedi.

Kurtbay:

-Hünkarım! Allah'a şükür, şecaat ve cesaretim bakidür. Lakin memketimizi siz kendi bahadırlığınız ve yiğitliğinizle almadınız. Bize ne yaptı ise ölüm saçan o menfur toplarınız yaptı. Onlar memleketimizin kaybına sebep oldu, dedikten sonra şöyle ilave etti:

- Sultan Kansu zamanında bir Berberi, Venedik'ten top getirip Mısır'a satmak istedi. Fakat rical-i devlet, Peygamber Efendimiz'in "Kılınç ve ok kullanınız" emr-i şerifine aykırı görerek bu  topları almadı. O zaman o Berberi zat: "Yaşayan görecektir ki, bu memleket, bu toplara sahip olan bir millet tarafından elinizden alınacaktır" diye bağırmıştı. Görünen o ki Berberi haklı imiş, dedi.

Yavuz Sultan Selim bunun üzerine:

-Kudret ve kuvvet Allah’ındır, amenna. Kur'an ve sünnete bu kadar bağlı iken neden Resulullah Efendimiz'in "Silaha aynı silahla karşılık veriniz" şeklindeki emr-i şerifini yerine getirmediniz. 900 sene geçti. O zaman kılınç ve ok devri idi. Şimdi top devridir, dedi.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Karalar:
Karalar: "Adanalıyı çok büyük hizmetlerle buluşturacağız"
   Adana’da hastanede korkutan yangın
Adana’da hastanede korkutan yangın