Cemaatle kılınan namazda ön saf dolmadan arka safta namaza durmak caiz midir?
Dr. Zeki Uyanık

Cemaatle kılınan namazda ön saf dolmadan arka safta namaza durmak caiz midir?

Bu içerik 154 kez okundu.
Reklam

Cami içinde ön taraflarda boşluk varken, zaruret bulunmadıkça gerilerden imama uymak caiz ise de mekruhtur.

 Komada olan kimse kendine geldiğinde namazlarını kaza edecek mi?

 

Dinimizde sorumluluğun en önemli şartı akıldır. Aklı tam olmayan bir kimse dinimizin emir ve yasakları ile sorumlu değildir. Buna göre bilinci yerinde olmayan kişinin namazları düşer.

 

Bu itibarla bitkisel hayata girerek bilinci yerinde olmayan ve bir daha iyileşmeyen bir kişi tutamadığı oruçlardan ve kılamadığı namazlardan dolayı sorumlu olmaz. Dolayısıyla bu durumda iken vefat eden kişinin tutamadığı oruçları için fidye vermek gerekmez.

 

Bilinci giden ya da bitkisel hayatta olan kimse ayıldığında veya iyileştiğinde namazlarını kaza etmesi gerekir.

 

 

 

Kişi kardeşinin adağından yiyebilirler mi?

 

Adak kurbanının etinden, adağı yapan kişinin yemesi caiz olmadığı gibi; bu kişinin usûl ve fürûu yani annesi, babası, nineleri, dedeleri, çocukları, torunları sayılan kimseler yiyemezler.

 

Adak kurbanının etini bu sayılanlar dışında kalan kimseler yiyebilirler. Şayet adak kurbanını kesen kişi bu adaktan yemiş ise fıkıhçılara göre yediği miktarın fiyatını fakirlere para olarak verecektir.

 

Ölü kimseye dokunmak caiz mi?

 

Cenaze yıkanıp kefenlendikten sonra yüzünün açılarak yakınlarına veya dostlarına son kez göstermede, dokunmada ya da onu öpmelerinde bir sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber’in oğlu İbrahim vefat ettiğinde böyle yaptığı bilinmektedir.

 

Aynı şekilde Hz. Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde Hz. Ebû Bekir’in de onun yüzünden örtüyü kaldırdığı, sonra da üzerine kapanıp, iki kaşının arasını hürmetle öptüğü ve ağlamağa başladığı hadis kaynaklarında nakledilmektedir (Ebû Dâvud, Cenaiz, 3163).

 

Ancak ölü kadın ise, kadın cenazenin yüzüne mahremi olan erkeklerle, kadınların bakmaları caizdir. Fakat mahremi olmayan erkeklerin herhangi bir zaruret bulunmadıkça kadın cenazenin yüzünü açıp bakmaları mekruh görülmüştür.

 

Bela ve musibetleri nasıl değerlendirmek lazım?

 

Belaları ve musibetleri üç gurupta değerlendirmek gerekir.

 

a.) İnsan iradesinin söz konusu olmadığı belalar ve musibetler (depremler, engelli olarak doğmak gibi).

 

b) İnsan iradesinin kısmen söz konusu olduğu belalar ve musibetler (kısmen kabahatli olduğumuz trafik kazaları gibi).

 

c) İnsan iradesinin söz konusu olduğu belalar ve musibetler (alkollü araç kullanarak sebebiyet verilen kazalar, dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu maruz kalınan hastalıklar gibi).

 

Allah’ın ilmine bakan boyutuyla bunların hepsi kader olmakla birlikte, ilki ve belli oranda ikincisi terim anlamıyla da kaderdir. Bu çeşit bela ve musibetler sabretmek şartıyla günahlara kefaret olduğu gibi Allah indinde daha yüksek derece almaya da vesiledir. Sonuncusu ise insanların hatasından kaynaklandığı için, ilahi ilim açısından kaderin dışında olmamakla beraber insanlar bundan sorumludur.

 

Mümine düşen her çeşit bela ve musibetlerden Allah’a sığınmak, fakat eğer bunlara maruz kalınırsa sabretmek ve kadere inanarak teselli bulmaktır. Şunu unutmamak gerekir ki Allah sonsuz rahmet ve inayet sahibidir.

 

Dolayısıyla musibete maruz kalan bir kimseyi, sabretmesi şartıyla büyük mükâfatlara nail kılacaktır. Ayrıca Allah insanları imtihan ettiği için, dilerse birtakım bela ve musibetler verebilir. İnsanlar bu durumda kulluklarının gerektirdiği tutum içinde olmalıdırlar.

 

Günün Ayeti

 

Allah'dır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık, ayı da bir nur yaptı.

 

Günün Hadisi

 

Allah, bir kulun hayrını diledi mi ölümünden önce salih amel işlemede muvaffak kılar!

 

Tirmizi, 2134

 

Günün Sözü

 

İki şeyi unut: Yaptığın iyiliği, gördüğün kötülüğü.

 

Lokman Hekim

 

Günün Duası

 

Ya rabbi bana verdiğin her şeyin hayırlısını ver.

 

Bunları biliyor muyuz?

 

 İstiaze nedir?

 

     Şeytanın ve kötü insanların şerrinden, her türlü zarar, bela, afet ve musibetlerden Allah'a sığınmak demektir.

 

 

 

Günün Nüktesi

 

Sebe Kraliçesi Belkis…

 

Hz. Süleymanın haberdarı olan Hüdhüd kuşu ona bir gün şöyle haber getirir:

 

- Ben bugün şu ana kadar hiçbirimizin varlığından haberimiz olmadığı Sebe’yi gördüm onun kraliçesini gördüm. Büyük mülkleri, geniş topraklar var. Ancak bunlar bu kadar dünyalığa rağmen Allah'ı bırakıp güneşe secde ediyorlar. Ne yaptıklarının farkında değiller.

 

Hz. Süleyman bu durumdan rahatsız olur. Hemen o kraliçeye ve onun gibi Allah'a ortak koşan yöneticilerine bir mektup yazarak, hak yola, İslam’a çağırıyor, yoksa ordularını sevk edeceğine değiniyor ve her şeyden önce ülkesine davet ediyordu. Kraliçe ülkesini akıllıca yönetiyor, acele kararların altına imza atmıyordu. Her şeyi ile mükemmeldi, sadece aklı ona Allah'ı bilmek ve sadece Allah'a ibadet etmek konusunda ihanet etmişti. Mektubu okuyunca öfkeye kapılmadı. Kendi başına bir karar almadı. Vezirlerine bu mektubu okuttu.

 

Bu mektup öyle sıradan bir mektup değildi. Zamanın en büyük kralından ve insanları Allah'a davet eden bir peygamberden gelmekteydi. Vezirler, güçlerinden, askerlerinden, teknolojilerinin üstünlüğünden bahsetmeye başladılar. Ancak bu konuda Kraliçe ikna olmayıp diğer yok olan krallıkları hatırlatıp, ülkenin ve halkının sonu olabileceğini de belirterek:

 

Ben Süleyman’a çok kıymetli hediyeler göndereceğim. Eğer bu hediyeleri kabul ederse, o gerçekten bir kraldır ve bu takdirde durmayın hemen ona savaş açın. Yok eğer hediyeleri kabul etmezse, bu takdirde o bir peygamberdir, o zaman hemen ona tabi olun!

 

Kraliçe, denemek için Hz. Süleyman' hediyeler gönderir. Ancak Hz. Süleyman hediyelerine rağbet etmez, yüz çevirir.

 

- Beni dünya malı ile etkileyeceğinizi mi sanıyorsunuz? Mallarınız da, şirkiniz da sizin olsun. Bana Allah tarafından verilen çok daha hayırlıdır. Durum ciddidir. Mesele davet ve itaat meselesidir, alışveriş meselesi değil.

 

Hz. Süleyman daha sonra orduları ile üzerlerine söyler. Heyet gelip durumu kraliçelerine anlatırlar. Anlatılanları dinleyen Kraliçe ve halkı Hz. Süleyman’a itaat ederler ve Hz. Süleyman'ı ziyaret etmek üzere Kraliçe yola koyulur.

 

Hz. Süleyman onların itaat etmiş olduklarına çok sevinir ve Allah'a hamd ü senalar eder. Kraliçeye Allah'ın mucizelerinden birini göstermek ister ki bu mucize ile Kraliçe Allah'ın güç ve kuvvetine, Hz. Süleyman'a vermiş olduğu nimetlere daha fazla delalet etsin. Bunun için, kraliçenin kuvvetli ve emin ellere teslim ettiği tahtını, o gelmeden önce getirmek istedi. Bu isteği yerine geldi ve mucize gerçekleşmiş oldu. Bu arada tahtın bazı detayda kalan özelliklerinin de değişmesin emretti, emri yerine getirildi.

 

Hz. Süleyman insanlardan ve cinlerden olan ustalara camdan büyük bir saray yapmalarını emretti, onlarda yaptılar, altından su akıttılar. Durumu bilmeyen herkes her tarafın su olduğunu sanırdı. Oysa su ile nehrin arasında cam vardı. Kraliçe Belkıs onu gördüğünde, hiç kuşkusuz onu su zannedip, eteklerini sıyıracaktı. İşte o zaman da hatası ortaya çıkacak, bakışının kusurlu olduğu ve dış görünüşün kendisini aldattığını idrak edecekti. Bu yöntem bin delil getirmekten daha tesirliydi.

 

Evet, öyle de oldu. Belkıs, onca aklı ve zekasına rağmen beklenen hataya düştü. Salonun döşemesinin cam değil akan bir su olduğunu sanarak eteklerini topladı ve öylece suya adım atmak istedi. Bu arada Hz. Süleyman kendisini hemen uyardı:

 

- Bu, pürüzsüz bir camdır sadece...

 

O anda kraliçenin gözündeki perde kalktı ve dış görünüşe aldanma hususundaki cehaletini anladı. Güneşe ibadet etmekle hata yaptığını idrak etti ve:

 

— Süleyman’la beraber âlemlerin rabbi olan Allah'a teslim oldum, dedi.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Renkli Çoraplar lösemi hastası çocukları unutmadı
Renkli Çoraplar lösemi hastası çocukları unutmadı
Eşinin mezarına giderken  asansör halatı koptu öldü
Eşinin mezarına giderken asansör halatı koptu öldü